2027 TURİZMİNİ BU DÖRDÜ BELİRLEYECEK
Eylülün
ortasına geldik. Yaz sezonunu geride bırakırken Antalya’daki sonbahar
organizasyonlarının yüzümüzü biraz güldürmesini bekliyoruz. Ancak hem
turizmcinin hem turistin aklında şimdiden 2027 var. Pandemiden bu yana
öngörmenin giderek zorlaştığı bir turizm hareketliliği yaşıyoruz. Önümüzde yine
aynı soru duruyor: 2027 nasıl olacak?
Bunu
bugünden kimse kesin olarak bilemez. Ancak bu yıl yaşadıklarımızdan ve sahadaki
deneyimlerimizden hareketle, önümüzdeki sezonu en fazla etkileyeceğini
düşündüğüm dört başlık var:
1.petrol
fiyatları
2.savaşlar
3.İklim
4.fiyat/değer dengesi
Reklam
kampanyaları, tanıtımlar ve turizm fuarları elbette önemli. Fakat bu dört
başlığın yarattığı koşulları tek başlarına değiştiremezler. Büyük ölçüde
kontrolümüz dışında gelişen bu etkenlere nasıl hazırlanacağımız ise bizim
elimizde.
Benim
beklentim, yeni ve büyük bir küresel sarsıntı yaşanmadığı takdirde, 2027’de
turizmin asıl hikâyesinin daralmadan çok yön değiştirme olması. Avrupa Seyahat Komisyonunun
2026 ilkbahar ve yaz dönemine ilişkin araştırması da seyahat isteğinin güçlü
kaldığını gösteriyor. Ancak seyahat isteği, aynı ülkeye, aynı süreyle ve aynı
bütçeyle gidileceği anlamına gelmiyor.
Turist
daha fazla karşılaştırıyor; güvenliği, toplam maliyeti ve hava koşullarını
birlikte değerlendiriyor. Dolayısıyla 2027 için asıl soru, insanların tatile
çıkıp çıkmayacağı kadar, nereye, ne zaman ve hangi bütçeyle gideceği olacak.
1.PETROL VE ULAŞIM MALİYETİ
Turizm
hareket demektir. Uçakla, otomobille, otobüsle ya da gemiyle turistin bir
yerden başka bir yere ulaşması gerekir. Enerji fiyatlarındaki büyük artışlar da
doğrudan veya dolaylı olarak tatilin maliyetine yansır.
Özellikle
havacılıkta sorun yalnızca yakıtın pahalı olması değil, gelecekteki maliyetinin
öngörülememesidir. Tur operatörleri 2027 programlarını hazırlarken havayolları
kapasite planlıyor, oteller kontrat yapıyor. Aylar öncesinden satış fiyatı
belirlemek zorundasınız; ama önemli maliyet kalemlerinden birinin sezon
başladığında nerede olacağını bilmiyorsunuz.
Üstelik
ham petrol fiyatıyla uçak yakıtının maliyeti bire bir aynı hareket etmiyor.
Döviz kuru, yakıt tedariki ve havayollarının fiyat sabitleme anlaşmaları da
sonucu etkiliyor. Bu nedenle petrol artışının bilete ne zaman ve ne ölçüde
yansıyacağı şirketten şirkete değişebilir. Yine de kalıcı bir maliyet artışının
en azından bir bölümünün tüketiciye yansıması beklenir.
Tatil
çoğunlukla tek kişilik bir harcama değildir. Kişi başına uçak biletine gelen
100 avroluk artış, dört kişilik bir aile için 400 avro demektir. O noktada
turist, tatilden tamamen vazgeçmeden önce daha yakın bir ülkeyi, daha kısa bir
konaklamayı veya başka bir tarihi düşünmeye başlar.
Yakıt
pahalılaştıkça uzak mesafeli seyahatlerin maliyet baskısı artabilir. Bu durum
yakın ve orta mesafeli destinasyonlara avantaj sağlayabilir. Ancak son kararı
mesafe kadar uçuş rekabeti ve toplam paket fiyatı belirleyecektir. Yakıt maliyeti
de toplam paket içindeki en önemli iki kalemden biridir.
2.SAVAŞ VE GÜVENLİK ALGISI
İkinci önemli konu savaşlar. Savaş, yalnızca yaşandığı ülkenin turizmini
etkilemiyor. Komşu ülkeleri, hava sahalarını, uçuş rotalarını ve turistin
zihnindeki bölge algısını da etkiliyor. Bunu bu yıl çok net bir şekilde gördük.
Bir yanda saldırı, uçuş iptali ve kapanan hava sahası haberlerini izleyen,
diğer yanda ailesinin gelecek yaz tatilini planlayan insanın psikolojisini
anlamamız gerekiyor. Turist tatilde yeni şeyler yaşamak ister; güvenliğinden
endişe etmek istemez.
Avrupa Seyahat Komisyonunun aynı araştırmasında güvenliğin destinasyon
seçiminde ilk sırada yer alması tesadüf değil. Burada kendimize basit bir soru
sormalıyız: Temmuz 2027 için tatil satın alacak çocuklu bir Alman aile hangi
ülkeleri seçeneklerine ekler, hangilerini daha baştan eler?
İspanya’nın 2026’nın ilk yarısında yaklaşık 46,6 milyon uluslararası
turiste ulaşması ve bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 4,6 büyümesi,
talebin canlı kaldığını gösteriyor. Ancak bu başarıyı yalnızca savaş
bölgelerine uzaklıkla açıklayamayız. Uçuş bağlantıları, ürün çeşitliliği,
hizmet kalitesi ve destinasyonun yıllar içinde oluşturduğu güven de hesaba
katılmalı.
Türkiye açısından mesele yalnızca güvenli olmak değil, bu güveni doğru ve
tutarlı biçimde anlatabilmektir. Belirsizlik dönemlerinde güncel bilgi, açık
iletişim ve yolcuyu ortada bırakmayan bir operasyon, tanıtım kadar önem
kazanır.
3.İKLİM İLE DEĞİŞEN TATİL TAKVİMİ
Üçüncü başlık, önümüzdeki yıllarda turizmin takvimini daha fazla
etkilemesini beklediğim iklim değişikliği. Aşırı sıcaklar, orman yangınları, su
sıkıntısı ve şiddetli hava olayları, destinasyonların hazırlık yapması gereken
somut risklerdir.
Akdeniz yıllarca deniz, kum ve güneşle pazarlandı. Ancak güneşin fazlası her turist için
avantaj değil. Özellikle ileri yaştaki misafirler ve çocuklu aileler açısından
günün önemli bölümünü bunaltıcı sıcakta geçirmek, tatilin cazibesini
azaltabilir.
Daha serin destinasyonlar bundan yararlanabilir. Fakat buradan Akdeniz’in
cazibesini kaybedeceği sonucu çıkmaz. Benim gördüğüm asıl ihtimal, talebin bir
bölümünün temmuz ve ağustostan ilkbahar ve sonbahara kaymasıdır. Okul tatilleri
gibi takvimi sınırlayan koşullar nedeniyle bu değişim bütün müşteri gruplarında
aynı hızda yaşanmayacaktır.
Ve sanırım yakın bir gelecekte çalışanların tatil dönemleri ve okulların
açılış kapanış dönemleri bütün dünyada değişmeye başlayacaktır.
Antalya
açısından burada bir fırsat var. Nisan, mayıs, ekim ve kasım aylarını kültür,
doğa, spor ve ileri yaş turizmiyle daha güçlü değerlendirebiliriz. Bunu çoğumuz
biliyoruz, ilk söyleyen ben değilim. İklim değişikliği biraz bunun önünü açacak
diye düşünüyorum. Ancak iklim değişikliği tek başına bize 12 ay turizm
getirmez. O aylarda uçak yoksa, otel kapalıysa, kentte etkinlik ve gezilecek
ürün hazırlanmamışsa, uygun hava koşulları yeterli olmaz.
Yıllardır
konuştuğumuz sezonu uzatma hedefi için havayolu, otel, acente ve yerel
yönetimin aynı takvim üzerinde çalışması gerekiyor. Bir yandan yeni talebe
hazırlanırken diğer yandan su tasarrufu, yangın önlemleri ve sıcak saatlere
göre düzenlenen gezi programlarıyla mevcut misafirin deneyimini korumalıyız.
4.FİYAT VE ALINAN HİZMETİN KARŞILIĞI
Bir
başka önemli etken ise fiyat. Enerji, personel, gıda, finansman ve ulaşım
giderlerinin baskısı altında tatilin eski fiyatında kalmasını beklemek gerçekçi
değil. Ancak maliyetlerin yükselmesi, müşterinin her fiyatı kabul edeceği
anlamına da gelmiyor.
Turist
yalnızca “Kaç para?” diye sormuyor. “Bu paraya ne alıyorum?” diye de bakıyor.
Önümüzdeki dönemin belirleyici ölçülerinden biri bu fiyat/değer dengesi olacak.
Bir
turist tatiline 2.000 avro ayırabilir; karşılığında da ödediği paraya uygun bir
hizmet bekler. Restoranda, plajda, takside veya otelde kendisini kandırılmış
hissederse mesele yalnızca fazladan ödediği 20 ya da 50 avro değildir. Güvenini
kaybeder. Üstelik tepkisi tek bir işletmeyle sınırlı kalmayabilir; bütün
destinasyona yönelebilir.
Mısır
gibi rakipleri değerlendirirken de yalnızca ucuzluk üzerinden düşünmemeliyiz.
Konaklama, hava bağlantıları ve kültür gezilerinin birlikte sunduğu toplam
değere bakmalıyız. Deniz tatiliyle Nil ve antik Mısır mirasını bir araya
getiren bir ürünün rekabetini, yalnızca otel gecelik fiyatıyla açıklayamayız.
Türkiye
açısından burada biraz özeleştiri gerekiyor. Pahalılık yalnızca bize özgü
değil. Geçen hafta bulunduğum Almanya’da da bunu gördüm. Ancak başka ülkelerde
fiyatların yüksek olması, bizim fiyatlarımızı müşteri gözünde kendiliğinden
haklı çıkarmaz.
Asıl
tehlike, turistin “Türkiye artık ödediğim paraya değmiyor” demeye başlamasıdır.
Bu kanaat yaygınlaşırsa fiyat yükselirken değer algısı geride kalır ve müşteri
başka ülkeye yönelir. Çözüm sürekli indirim yapmak kadar basit değil. Hizmeti
iyileştirmek, ek ücretleri baştan açıklamak ve verilen sözü tutmak gerekiyor.
NASIL BİR 2027 GELİYOR?
Önümüzdeki
sezonun simulasyonunu ve öngörüsünü şu şekilde kurgulayabiliriz:
Petrol mesafeyi,
savaş destinasyonu,
iklim zamanı,
fiyat ise son kararı belirleyecek.
Ben 2027’de en büyük değişimin turistin tercihinde yaşanacağını
düşünüyorum. Uzak bir destinasyondan vazgeçen daha yakına gelebilir. Temmuz
sıcağından kaçan ekimi seçebilir. Pahalı bulduğu ülkeden ayrılan, ödediği
paranın karşılığını daha iyi aldığı yere gidebilir. Güvenlik kaygısı taşıyan
ise başka bir bölgeye yönelebilir.
Ama turist yine seyahat edecek, hem de artarak…
Yorumlar
Yorum Gönder