TURİZMCİ MİLLETVEKİLİ ADAYLARA ÇAĞRIMDIR
TURİZMCİ MİLLETVEKİLİ ADAYLARINA ÇAĞRIMDIR
12 gün sonra yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı ve 28. Dönem Milletvekili genel seçimleri bizim kadar, Dünya kamuoyunun da gündeminde. Özellikle Türkiye’ye yüzbinler, hatta milyonlarca vatandaşını gönderen ülkeler seçimlerin sonucunun yanısıra, seçim öncesi ve sonrası gidişatı dikkatle izleyeceklerdir. Barış ve huzur ortamında gerçekleşecek seçimler, pandemi ertesi yükselişe geçen turizm sektörüne önemli bir ivme kazandıracaktır. Turist, haliyle tatili düşündüğü şehir üzerinden seçimleri okuyacaktır. Bu bağlamda Antalya seçim sürecinde yurt dışındaki milyonların merceğinde olacaktır.
***
Seçime katılan siyasi partiler Antalya’da turizmcileri milletvekilliğine aday göstererek, hatta liste başına çekerek, turizme verdikleri önemi göstermeye çalıştılar. Öyle ki bu seçimlerde sanırım en az 3 milletvekili parlementoya girerek Antalya turizmini Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil edecek. Kısa ve uzun vadede Turizmin Başkenti Antalya’nın konularının ülke gündemine taşınarak değerlendirilerek sağlıklı ve sürdürülebilir bir hale evrilmesi eminim milletvekili adaylarınında gündemindedir.
Turizmci vekillerin bir an ön önce çözüme kavuşturulması gereken Antalya gündemindeki en önemli turizm konularını programlarına almalarına diliyor ve bu konuları özetleyerek milletvekili adaylarına tekrar hatırlatmak istiyorum.Tabi ki en az 50 yan sektörü besleyen turizmin yüzlerce, hatta binlerce konusu var. Ama hepsini listelemek mümkün değil, bu yüzden bir çoğunu ana başlıklar altında değerlendirdim.
Bu üst başlıkların altında kapsamlı ve geniş bir yelpazenin detayları gizli, dolayısı ile bu başlıkların her biri kendi içinde detaylandırılmalıdır. Zira yıllardır konuşup tartıştığımız Expo alanı, Kaleiçi ve benzeri onlarca konu hala irdelenmeye ve çözüme kavuşturulmayı beklemektedir.
Her yıl milyonlarca kişinin ağırlandığı ve yüzbinlerce çalışanı olan dev bir sektör olan Turizmin konularının ortak bir sorumluluk anlayışı ile geniş ve bütün birimleri kapsayan samimiyetle değerlendirilerek kalıcı ve sürekli bir işleyişe kavuşturulması sektörün ömrünü uzatacak en önemli hamledir. Topyekün hareket halindeki sektörün her biriminin zincirin bir halkası olduğu unutulmamalı ve tüm turizm paydaşlarının birbirinin konularına duyarlı olmalarını sağlamak gerekmektedir. Ne mi demek istiyorum? Örneğin turistleri taşıyan ölümlü bir trafik kazasının etkileri sadece grubu taşıyan şirketi etkilemez. Ya da bir otelde sahte alkolden ölen turistler sadece otelin değil, ülke turizminin olumsuz etkilenmesine yol açar. Turizmin birimleri birbirine daha duyarlı, çözüme yönelik bakış açısı ile kenetlenmelidir. Bunun da geniş bir şemsiye altında toplanarak ortak bir merkezden yönetilmesi gerekir.
Sektörün pandemiden beri en önemli sorunu hiç şüphesiz çalışanların sektörden uzaklaşması ve geri dönmemeleridir. Bunu yanısıra genç nesil turizme, hatta mevsimlik hizmet sektörüne sıcak bakmamaktadırlar. Turist sayısı sürekli artarken, turizm çalışanı sayısının düşmesinin yaratacağı sorunu tahmin edebiliriz: bizi diğer bütün turizm ülkelerinin önüne çıkaran turizm hizmet kalitemizin düşmesi ve mutsuz turist yaratılması bu durumda kaçınılmaz olur. Sektörde çalışmanın ekonomik ve sosyal anlamda cazip bir hale getirilmesi bir an önce gerçekleşmezse Turizm Fakültelerinde okuyan gençlerimiz bile turizmden uzaklaşacaklardır.
Sektör içinde bir çok Sivil Toplum Örgütü gönüllü olarak ve fedakarca sorunlara çözüm bulmak için elinden geldiğince katkı sağlamaya çalışırken, çoğu ne duyuluyor, ne dikkate alınıyor. Görüşüne baş vurulan birkaçı dışında sivil toplum örgütleri yok hükmünde bir muameleyle karşı karşıyalar. Oysa hepsinin amacı daha iyi, daha sağlıklı bir turizmi konuşarak, tartışarak uzun ve kalıcı kılınacak bir yapıya kavuşturmak. Birinci maddedeki yönetişim kapsamında bütün turizm sivil toplum örgütleri ortak bir çatı altında sahiplenilmeli ve özenle yaşatılmalıdır. Bugün durum maalesef tam tersine dönmüş sadece bir iki STK ile süreçler yönetilir olmuştur. Bunun yanısıra turizm STK larının birbirleri ile uyum içinde olmasını sağlamak gerekir. Maalesef hala birbirine küs , görüşmeyen, konuşmayan turizm STK larımız var.
Sektördeki bir çok konu da bu başlık altında değerlendirilmelidir. Otobüs şoförlerinin sorunlarından, animatörlere, rehberlerden, garsonlara, esnaf sorunlarından, havalimanı güvenlik görevlilerine bir çok konu bu başlık altında ele alınmalıdır, zira hemen hepsinin kendi STK ları mevcut.
Otuz yıldır sürekli konuştuğumuz ve bir arpa boyu yol almadığımız Her Şey Dahil konusu, turist arttıkça başa bela olacaktır. Dünyanın en güçlü Her Şey Dahil destinasyonu olan Antalya’nın bu konuyu artık kalıcı ve tartışılmayacak bir hale revize etmesi herkes tarafından dillendirilmektedir. Tabii ki ‘ortadan kalksın !’ diyen yok, ancak turistin şehir dışına yönlendirileceği, şehri, ülkeyi tanımasına olanak sağlayacağı şekilde yeniden düzenlenmesi, hem otelin, hem turistin, hem şehrin kısaca herkesin yararınadır. Ortada kimsenin yadsımadığı bu gerçek dururken, hiçbir şey yapmamak ve bu devasa sorunu sürekli halının altına süpürmek, gelecek yıllarda içinden çıkılması güç bir hale getirecektir.
İstatistikler karne vazifesi görür. Biz turizmciler bu karneye bakarak kendimizi ölçeriz. Ayrıca nerede artışlar, nerede düşüşler olduğunun üzerinde yapılacak sağlıklı analizlerle yönümüzü belirleriz. Turist sayılarından, turizm gelirlerine, örenyeri ziyaretlerinden, turizm işletmelerine kadar tüm veriler gelecek yıllara önemli kaynak teşkil eder.Bunların büyük çoğunluğu Kültür Turizm Bakanlığı sayfasında yer almakla birlikte , geliştirilerek zamanında kamuoyuna sunulması, özellikle turizmcilerin bu verileri göre pozisyon alması önemli bir katkıolacaktır.
2023 yılından itibaren konaklama vergisi otellerin cirosundan alınarak TGA bütçesine dahil edilmektedir. Oteller bunu fiyatlarına yansıtarak karşılamaya çalışmaktadırlar. Oysa bu vergi tüm dünyada olduğu gibi turistlerden talep edilerek elde edilen kaynak, belediyeler ve yerel yönetimlerin kullanımına sunulmaktadır. Türkiye’ye turist gönderen hemen hemen bütün ülkelerde konaklama vergisi vardır ve konaklayandan tahsil edilir. Bu yöntem her turistin aşına olduğu bir konudur. Bir an önce bunun yeniden düzenlenmesi ve işleyiş ile kaynak kullanımı kalıcı ve sağlıklı bir şekle kavuşturulmalıdır. Bugünküdurumdan memnun olan tek bir otelci ve acentacı, hatta turizmci olduğunu düşünmüyorum.
Antalya Türkiye’nin en çok yatak kapasitesi olan şehri. Aynı zamanda dünyanın da en önemlilerinden biri. Bugün itibarı ile 700 bine yaklaşan yatak kapasitesi artık iyice kontrolden çıkmış durumda. Bunun krizli yıllarda ne sonuçlar doğurduğunu hepimiz gördük, turizm bölgelerinin terk edilmiş beton yığınlarına döndüğünü pandemi sürecinde yaşadık. Turist arttıkça yatak artırıp, yatak arttıkça, turist sayısı hedefini büyüten obez bir bakış açısına esir oldu Antalya. Bir günde 700 bin turisti yatırabilecek, dünyanın en yoğun yatak kapasitesine sahibiz. Bu da yılda yaklaşık 20 milyon turisti ağırlayabilecek bir kapasite. Şehir nüfusunun beşte biri. Artık bir müddet durmak, beklemek ve var olan ile yaşamak gerekir. Yoksa sürekli otel doluluk yakınmaları duyacağız.
Bunu ilk benden duymadığınızı biliyorum. Ama şunu benden duymuş olabilirsiniz: ‘Turizm hiçbir zaman, hiçbir yerde 12 ay aynı yoğunlukta olmaz, biz sahil destinasyonuyuz ve bize 9 ay yeter. Kalan 3 ay tadilat, revize ve personelin ücreti ödenerek dinlendirilmesi olmalıdır.’ Yatak kapasitesini artırmak yerine turizm sezonunu biraz bahar aylarına yayarak çok daha doğru bir yolu tercih etmiş olacağımızı üstüne basarak söyleyebilirim. Hayal kurmadan, popülist söylemlerden kaçınmalı ve gerçeklerden yola çıkarak12 aya değil, 9 aya yayalım yeter. Bunun için yapılması gerekenler ayrı bir çalışma konusu. Çok zor değil.
Turistin arttığı oranda örenyeri ziyaretlerimizin artmadığını biliyoruz. Zira, onları ön plana çıkaracak devrim niteliğinde hamleler yok ve yapılan bazıları da kısa ömürlü oldu. Havalimanından dönüş yapan turistlere‘hangi örenyerini ziyaret ettiniz? ‘ diye bir istatistik yapmayı ben istemezdim açıkçası. Yüzde onu bulmayacaktır. Oysa Antalya, bırakın yüzlerce örenyerine sahip olmayı, Karain, Noel Baba Kilisesi, Alanya Kalesi, Kekova, Termessos , Likya Şehirleri, Perge, Aspendos ve Yivli Minare gibi UNESCO Dünya mirası geçici listesinde olan, dünyaca bilinen 9 nadide ve özel tarihi değere sahip. Bu bağlamda 9 örenyeri ile Dünyada UNESCO bekleme listesinde en çok örenyeri olan şehir aynızamanda. Bunları ön plana çıkaracak projelere acil ihtiyaç var. Bunun yanısıra her turistik bölgede onlarca tarihi değerimiz var. Koskoca Girit adası sadece Heraklion ile 50 yıldır turizm yapıyor ve hemen her Giritturisti Heraklion’a gidiyor. Önce bakış açımızı, ardından yöntemlerimizi değiştirmeliyiz, bu şekilde devam ederse değişen bir şey olmayacaktır. Müzelerimizi ve örenyerlerimizi soğuk mermer taşı kolleksiyonu görüntüsünden bir an önce kurtarmalıyız.
Turizmin doğa ve çevre ile bütünleşerek önemli bir ürün haline geldiğini sanırım herkes biliyordur. Turistlerde özellikle pandemi ertesinde bu bilinç daha da perçinlendi. Doğaya saygı duymayan, hoyrat davranan hiçbir turizm destinasyonunun ömrü uzun olmayacak. Bu bağlamda Mermer ocaklarından, tabiat içinde ağaçların kesilerek oluşturulan ve tamamen ticari hırsa saplanmış bakış açısının eseri olan ticari işletmelergünü kurtarmaktan öteye gidemediği gibi ülke turizmine uzun vadede tamiri mümkün olmayan hasarlar verecektir. Denizi, ormanı ve doğayıkoruyamazsak turizmi yaşatmamız mümkün değildir.
Barış ve dostluk ortamı içinde geçireceğimiz bir seçim yaşamamız dileği ile, turizmci vekillerimizin Antalya’nın gerçeklerini kişi, kurum ayırımı gözetmeksizin Türkiye gündemine taşımalarını ve seçildikten sonra onları meclise taşıyan Turizmi ve turizmcileri unutmamalarını ümit ediyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder