9 AY BİZE YETER
9 AY BİZE YETER
Yılın son çeyreğine girdik. Eğrisi
ile doğrusu ile geçip giden yılın karnesinin yazılacağı son çeyrek biraz yaz,
biraz kış, biraz güneş, biraz yağmur, biraz sevinç, biraz hüzündür. Bir yandan
biten sezonun muhasebesi yapılırken, bir yandan da yaklaşan kasvetli kış
döneminin endişesi sarar turizmciyi.
*
Tarifi zor, çok farklı bir yılı
geride bırakırken, hafta sonu açıklanan verilere göre Antalya ilk 9 ay sonunda
11 milyon turist ile turizm tarihinin sayısal olarak en iyi yıllarından birini
bitirmek üzere. Yılı Antalya’da 13 milyon turist ve geçmiş yıllara göre
yaklaşık %20 nin üzerinde kişi başı
gelir artışı ile kapatacağız gibi gözüküyor. İki yılı yüreği ağzında, korona ve
savaşın gölgesinde geçiren sektör için bu rakamlar hem ekonomik, hem moral
olarak tabii ki büyük bir başarı.
Ama ben bu kez sayılardan bahsetmeyeceğim.
*
Ülke turizmi için tabii ki çok değerli
olan bu verilerin, bu başarıda büyük katkısı olan turizm çalışanları için ne
anlamı olduğu, turizmdeki rekorların onların hayatına doğrudan ne kadar
yansıdığı konusunda empati yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Mesela gelen
turist sayısı 13 milyon değil, 23 milyon, kişi başı gelirimiz de 800 Dolar
değil, 8000 Dolar olsa, bu acentenin transfermenini, havalimanındaki kontuar
çalışanını, oteldeki garsonu, uçaktaki pilotu, otobüsün şoförünü, havuz
başındaki animatörü, ören yerindeki bekçiyi, gümrük kapısındaki memuru,
Ayasofya’yı anlatan rehberi, mutfaktaki bulaşıkçıyı ne kadar ilgilendiriyor? Bu
başarılı sonuçlar onların hayatına ne kadar yansıyor? Galiba bütün bunların
onların hayatına yansıması çok zayıf. Tabii ki, neredeyse milyona varan turizm
çalışanı için, işlerin iyi gitmesi, yoğunluğun artması umut ve ümit veriyor,
ancak bu onları turizme titrek ve ürkek yaklaşmaktan alıkoyamıyor. Zira ekimle
birlikte turizmde cicim ayları bitiyor ve karanlık kış günlerinin kasveti
çöküyor üstlerine.
Bugünden itibaren akılları fikirleri ‘bundan sonra ne olacak? ‘ ta. Şu aralar Antalya’daki
yüzbinlerce turizm çalışanının ve tabii ki ailelerinin gözü kulağı müdürünün ya
da patronunun ağzından çıkacak bir söze kilitlenmiş durumda.
TURİZM
HİÇ BİR YERDE 12 AY MÜMKÜN DEĞİL
Keşke Turizm de diğer birçok iş kolu
gibi 12 ay sürse ve turizm çalışanları her sene aynı sendromu tekrar tekrar yaşamasa!
Açık sözlülükle söyleyeyim, bu maalesef
mümkün değil. Sadece bize özgü bir durum değil, özellikle güneşe ve denize
dayalı kitle turizminde işin doğası gereği bütün dünyada bu böyle. Ayrıca tatil
yapan insanların da kış döneminde ülkelerinde iş, okul vs gibi sorumlulukları
var ve yılda ancak bir kaç hafta olan tatil hakkını genellikle yazın güneşli günlerinde
geçirmeyi tercih etmeleri gayet doğal.
*
Yılın en durgun olan 4-5 ayında
haliyle işletmelerin önemli bir kısmı kapanacak ve bahara kadar hayatta kalmaya
çalışacaklar. Her ne kadar bazı işletmeler ‘yazın
bana, kışın personelime’ mantığıyla kış döneminde kazancı bir kenara
bırakıp, personelini kaybetmemek için tesisini açık tutsa da bu, yaklaşık 10
kat daralmanın olduğu kış döneminde ancak çok az kişiye iş imkânı
yaratabiliyor.
*
Turizmi 12 aya yaymak zor ama, sezonu
kasım sonuna kadar uzatıp, mart ayı ile birlikte yoğunluğa geçerek dokuz aya yaymak kalıcı ve yaşanabilir bir
turizm sirkülasyonu oluşturabilir. Zaten sektör de bunun için çabalıyor. Bu
dönemin müşterileri olan kongreler, golften, futbola, bisikletten, yürüyüşlere
bölgenin imkan sağladığı spor turizmi alternatifleri, emekliler için uzun
süreli konaklama imkanları, kültür turizmine eğilimli turistler gibi yan
ürünler ile bu dönemlerdeki kan kaybı azaltılmaya çalışılıyor. Bunu sanırım
benim kadar bu satırları okuyan herkes biliyor. Yazma nedenim ‘sezon 12 ay
olsun’ diye tutturup, bu iki ayı ıskalamamız için. Dokuz ay turizm hem
çalışanlara, hem işletmelere, hem de ülkeye haydi haydi yeter, gerideki üç
aylık dönemi resmi makamlarla, işletmeler ve çalışanlar el ele çözebilirler.
*
Gönül ister ki hiçbir tesis, işletme
kapanmasın ve kimse işsiz kalmasın…
Yorumlar
Yorum Gönder