MUTLULUK KAYASI
MUTLULUK
KAYASI
1988
de Antalya’ya yerleştiğimde iki şey çok dikkatimi çekmişti: ağaçlardaki
turunçlar ve şehrin içine kadar giren deniz.
Kimsenin
dokunmadığı Turunçlar yağmurlu, karanlık kış günlerinde şehri aydınlatan küçük,
kutsal kandiller gibi şehrin doğal bir dekoruydu adeta. Herkes gibi bende
alıştım artık, dokunulmayan süs onlar.
Gelelim
denize… Denizin şehrin içine kadar girmesi ve şehirle iç içe yaşaması ne güzel
bir ayrıcalık!.. Hele deniz Antalya’daki gibi temiz kalmış ise. Dünyada kaç şehir
kendi sakinlerine bu kadar rahat denize girip, serinleme imkânı verir?
Bu
güzellikte en büyük pay, sahil boyunca uzanan falezlerin olsa gerek. Adeta
şehrin surları gibi, kışın dalgalara karşı şehri koruyan, yazın sıcaktan bunalanlara
serinleme imkânı veren Antalya’ya has doğal ve özel bir zenginlik Falezler.
Bu
sıcak yaz günlerinde insanlar fırsat bulduğu her yerden kendini denizin
serinliğine bırakıyorlar. Sahiller, koylar bugünlerde neredeyse tıka basa dolu.
Bugün
size tıka basa dolu olmayan, şehrin ortasında kendisini saklayabilmiş özel bir
yeri, yıllardır yürüyüş yaparken bol bol resmini çektiğim ve yaz kış yüzen
müdavimlerini seyrederken gıpta ile baktığım ancak bir türlü merdivenleri göze
alıp inmediğim ‘Mutluluk Kayası’nı anlatacağım.
Her
gün sabahın erken saatlerinden itibaren havlusunu kapıp gelen ziyaretçilerini
ağırlayan Mutluluk Kayası doğal bir iskele adeta. Kim bilir kaç bin yıl önce
Falezlerden koparak, denizin içine sabitlenen Mutluluk kayası, Akdeniz
Foklarının zaman zaman gelerek insanlarla birlikte yüzdükleri, yarasaların
yaşam alanı olan ve dağlardan gelen soğuk suyu denize sızdıran bölgenin en
güzel koylarından birini mesken tutmuş kendine.
Bu
güzelliği keşfeden yöre halkının da vazgeçilmezi olmuş Mutluluk Kayası.
Antalya’nın
yerli halkı ve yakın çevre sakinleri için yaz sabahının en özel ritüeli güne
Mutluluk kayasından denize süzülerek başlamak olmuş. Kimi yürüyüş esnasında bir
deniz molası verip devam ediyor, kimisi bisikleti ile, kimi evinden yürüyerek
geliyor, kimi arabası ile. Tek hedef var; bir an önce bu harika koyda denizin
turkuaz sularına kendini bırakmak.
En
büyük dert 185 basamağı inip, çıkmak. İnerken cennete, çıkarken cehenneme gibi oluyor.
Ama değiyor gerçekten.
Aylardır
benimde müdavimi haline geldiğim Mutluluk Kayasının kendine has kuralları var:
Herkese günaydın diyeceksin, denizin sessizliğini ve kayalara vuran dalgaların
ahengini bozmayacaksın, orada yaşayan hayvanlara saygılı olacaksın, Mutluluk
kayasını işgal etmeyecek, sadece denize girip çıkmak için kullanacaksın, havlu
altından mayonu değiştirmeyi becereceksin.
Duş
yok, asansör yok, şampuan yok, soyunma kabini yok, bangır bangır müzik yok, huzur,
sükûnet, mutluluk var…
Müdavimler
ise çok renkli kişiler. Kiminle iniş çıkışta, kiminle denizde selamlaşıyoruz. Turizmciler,
iş adamları, milletvekilleri, emekli subaylar, öğretmenler, memurlar, ev hanımlar
ne tatlı sabah sohbetleri yapıyorlar denizin ortasında.
Diyeceğim
o ki, şehrin içinde denize düşen bir kaya her gün yüzlerce insana mutluluk saçıyor.
Ne güzel güzel bir şehirde yaşıyoruz, farkında mıyız?
Yorumlar
Yorum Gönder