SÜLEYMAN DİNGİL
Çiçeklerin Efendisine veda ederken
Perşembe
akşamı Süleyman Dingil’i kaybettik. Meslektaşları, arkadaşları, öğrencileri
olan bizler çiçeklerin efendisi, ormanların şövalyesi, antik şehirlerin
filozofu Süleyman ağabeyimizi, Antalya ise büyük bir değerini, sevdalısını
kaybetti. Eğer tanımıyorsanız
müsaadenizle benim gibi birçok turizmciye de önayak olan ve
40 yıl boyunca gezdirdiği binlerce turiste Antalya’yı sevdiren bu nadide insanı
kısaca size anlatayım.
* *
Antalya
camiasında derin bir iz bırakan Süleyman Hocayı anlatabilmek kolay değil, zira
ne kelimelere, ne sözlere sığar onun 85 yıla sığdırdıkları. Belki de onu tanımlayan
en doğru söz ‘ gerçek bir Antalya sevdalısı
‘olurdu. En büyük tutkusu kurduyla kuşuyla, böceğiyle çiçeğiyle, ormanıyla
antik şehirleri ile Antalyası idi. Yazdığı kitaplar, yaptığı sunumlar Antalya
envanterinin eşi bulunmaz çalışmaları olarak arşivlerde kalacak. Engin bilgi ve
donanımının yanı sıra sabırla, tebessümle yaptığı anlatımları duymak onun
aramamız, konuşmamız için yeterli bir nedendi.
O konuşurken ‘işte Antalya’nın yaşayan tarihi, canlı belleği ‘ diye
düşünürdüm. Süleyman Hoca, Google’ın olmadığı yıllarda birçoğumuzun başvurduğu yegâne
ansiklopedimizdi. En çabuk ve doğru cevabı ondan alırdık. Bir tur esnasında
nerede olursak olalım onu arar, turistin bize sorduğu çiçeği tarif eder ve
ondan çiçeğin her dilden adını ve hatta özelliklerini alırdık. ‘koparma zehirli
olabilir’ demişti bir kez bana. Hem çiçeği, hem beni korumuştu galiba. Çiçeklerin
babası gibiydi. Ve çiçekler açarken bir toplantı esnasında olduğu yerde sessiz
sedasız, ağrısız, acısız terk etti sevdiklerini. Antalya’nın ormanlarını, tabiatını ve
florasını anlattığı 13 kitabı yıllar boyu birçoğumuzun başvurduğu en önemli
kaynak ve rehberimiz olmuştur.
Süleyman Hoca hiçbir
kitabını satmaz, sadece hediye ederdi.
* *
Süleyman
Ağabey o kadar çok yönlü idi ki, Yazar, Araştırmacı, Rehber, Orman Yüksek
Mühendisi mesleklerinin yanı sıra Seyyahlık onun yaşam biçimi olmuştu.
İlerlemiş yaşına rağmen, yaz kış demeden Toros dağlarında adım atmadık yer
bırakmaz, sürekli doğayı izlerdi. En önemlisi de gezip gördüğü, yeni öğrendiği
herhangi bir şeyi yine sakin, sabırlı ve nüktedan üslubu ile severek bizlere
aktarmasıydı. O sanki bizim için gezer dolaşırdı…
Herkesi
seven ve herkesin sevdiği nadir bir kişilikti. Tanıyanlar onun hümanist
dünyasını bilirlerdi. Sanırım kızamazdı kimseye. Birlikte çalıştığımız yıllarda
hiçbir zaman serzenişte bulunduğunu, herhangi bir şeyden yakındığını duymadım.
Tam aksine kızgın, gergin ortamların sakinleştiren –babamın tanımıyla- ‘mahsun ‘ sığınağı idi. Tek cümle ile
tarif edecek olsam ‘yüzüne kalıcı
tebessüm konmuş insan’ derdim. Dün sosyal medyadan 2 saatlik hayatını
anlattığı yayını dinledim. Antalya için çok kitap yazdı ama aslında onun hayatı
bir roman gibiymiş. Sanki bu dünyaya
doğayı, tabiatı korumak, insanlara yardım etmek, barışı ve huzuru muhafaza
etmek için gelmişti.
Hocamızı
daha yapacağı birçok projesini hayata geçiremeden yitirdik. Daha gidecek
dağları, koklayacak çiçekleri, yazacak kitapları vardı şüphesiz.
Yeri
kolay kolay dolmayacak Süleyman Hocayı Defnetmek için Finike’ye giderken otobüste
duygularını kâğıda döken meslektaşının şiiri ile veda ediyorum Sevgili Süleyman
ağabeyime;
Ayrı
ayrı yönden gitse de yollar,
Aynı
yerde birleşiyorlar.
Her
durakta birkaç yolcu biniyor,
Biri
biner iken biri iniyor.
Ezelden
ebede hayat ağacı,
Uzanır
güneşe güllerin ucu
Dalından
beslenir börtüyle böcü
Ağrısız
acısız bir zaman olur…
(Şaban
Aktaş 15.04.202 )
Yorumlar
Yorum Gönder