HALI TARLASINDA KOŞAR ADM….

DÜNYANIN EN BÜYÜK HALI TARLASI....
Yanıbaşımızda bir çok güzelliği es geçiyoruz. 
Belki hiç gitmemiş ya da duymamış olanlar için gezi notları şeklinde anlatayım...
Antalya’ya yarım saatlik bir yolculuk sonrası Döşemealtı’na ulaştık. Camili-Killik köyüne saptık ve büyük bir levha “ Halı Yıkama Merkezi” yolumuz üstünde beliriverdi. Kaybolma şansınız yok , sadece tek bir yol var. Aylardır sokağa çıkamayan babam tabiatın, doğanın , hatta tezeklerin kokusuyla çocukluk yıllarına gidiverdi birden. 
Kapıda bizi işletmenin sahibi Hasan Topkara karşıladı. Yine içten, yine samimi, yine yardımsever ....
Bizi sıcakta yürütmemek için arabalarla tarlalara yanaşmamızı sağladı sağolsun...
Ve o küçücük köyün ortasında uçsuz bucaksız halı tarlaları rengarenk karşımıza çıkıverdi. Halıların ve kilimlerin üzerinde gezmemiz serbest olduğu için atıverdik kendimizi tarlaların ortasına. Bir ara Korhan’ı halıların ortasında uzanmış, gökyüzüne bakarken, Muammer’i de Banu Alkan pozu verirken yakaladım. Kutay dron ile çekimler yaparken, ben elimde telefon koşturup duruyordum bir tarladan diğerine...
Yaklaşık 20.000 halı serilmişti ve her gün balyalarla yenileri ilave edilecekti.
Halıların yıkanıp, kurutulması, Güneş ışığı ile pastel tonlara bürünmesi ve içindeki küçük canlı mikroorganizmalardan temizlenmesi için yapılan bu işlem bir kaç ay sürebiliyor. Tek tehlike yağmur. Hava kaptmaya başlar başlamaz bütün köy buraya gelip bu kadar halıyı toplayıp üstünü örtüyorlar.
Konuya dair ilgisi olanlar facebook paylaşımımın altındaki Yavuz Ali Sakarya’nın eklediği bilgi edinebilirler. Yavuz sağolsun bütün detayı ile yazmış.
Bizler o gün sıcağa rağmen çocuklar gibi şen bir gün geçirdik.
Ben renklere vuruldum...
Bu kadar renk, bu kadar motif ve bunca emek...
Reimleri aşağıda paylaşıyorum, ruh halimiz ortada....

Üstüne yapılacak en iyi şeyi yaptık ve hemen yakındaki Hilmi Beken Restauranta gittik. Sağolsun Semih Beken oradaydı her misafirinle birebir ilgileniyordu. Özellikle mezeleri anlatmak marifet ister... Yöresel ve yaratıcı bir mutfak görmek istiyorsanız buyrun...
Alim demiş ya: “hayat bir gün o da bugün”
Geçip giden günleri imkanlar dahilinde olabildiğince değerledirmek lazım, hiç bir geri gelmiyor...












Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar